Samsun Haberleri, Samsun Son Dakika Haberleri, Son Dakika Haberleri

Karın ağrıları Akdeniz ateşi hastalığının habercisi olabilir

Dr. Hasan Ulusoy, tekrarlayan karın ağrısı ve ateş ataklarının FMF (Ailesel Akdeniz ateşi) hastalığının habercisi olabileceğini söyledi.

Medicana International Samsun Hastanesi Romatoloji Bölümünden Doç. Dr. Hasan Ulusoy, FMF (Ailesel Akdeniz ateşi) hastalığı konusunda bilgi verdi.

FMF hastalığı

Ulusoy, “FMF, diğer değişle Ailesel Akdeniz Ateşi, tekrarlayan karın ağrısı ve ateş ataklarıyla seyreden genetik geçişli romatizmal bir hastalıktır. En sık 5 ila 15 yaşları arasında ortaya çıkar. Vakaların yüzde 90’ı 20 yaşından önce tanı alsa da daha ileri yaşlarda tanı konulabilir. Hastalık ortalama olarak her 1000 kişiden 1’inde görülmektedir” dedi.

FMF belirtileri

FMF belirtileri hakkında bilgi veren Hasan Ulusoy, “Hastalığın en önemli belirtisi genellikle 2-3 gün süren karın ağrısı ve ateş ataklarıdır. Ataklar düzensiz aralıklarla tekrarlama gösterir ve iki atak arası bir hafta ile birkaç ay arasında değişebilir. Ataklar arasında kişi tamamen normaldir ve her hangi bir şikayeti yoktur. Bazı hastalarda ataklar sırasında göğüs ağrısı, eklemlerde ağrı ve şişme, bacaklarda kırmızı döküntüler, kusma-ishal, skrotumda (erbezleri) ağrı ve hassasiyet görülebilir. FMF tanısı için özel bir test bulunmamaktadır. Diğer olası hastalıklar dışlandıktan sonra aşağıdaki bulguların bulunup bulunmamasına göre doktor tarafından tanı konabilir: FMF klinik belirtilerinin olması (Nedeni açıklanamayan ani ateş, şiddetli karın, göğüs ve eklem ağrısı). Aile öyküsü (Anne, baba, kardeşler ve akrabalarda FMF olması riski arttırır). Kan testleri (Ataklar sırasında beyaz kan hücreleri, sedimantasyon, CRP ve fibrinojen düzeylerinde artış görülse de hiç biri hastalığa özgü değildir). Kolşisin adlı ilaca olumlu yanıt vermesi FMF tanısını destekler. Genetik testler FMF hastalığına neden olan mutasyonları göstererek tanıyı destekleyebilir” diye konuştu.

Tanı zorluğu

Ataklar sırasında ortaya çıkan bulguların hastalığa özgü olmadığı için başlangıçta FMF tanısı koymanın zor olduğunu anlatan Ulusoy, “Karın ağrısı ve ateş nedeniyle bu hastalık sıklıkla apandisit ile karıştırılır. Hatta bazı hastalara apandisit ameliyatı bile yapılabilir. Eklemlerdeki ağrı ve şişme nedeniyle diğer romatizmal hastalıklarla karışabilir. Hastalığa özgü bir laboratuvar bulgusunun olmaması bir diğer problemdir. Ataklar sırasında görülen yüksek sedimantasyon hızı, artmış CRP ve fibrinojen düzeyleri tüm iltihabi hastalıkların ortak bulgularıdır ve ayırt ettirici değildirler. Genetik testler, özellikle atipik bulguları olan hastalarda tanıya yardım edebilir. Ancak laboratuvarlarda pratikte uygulanan testler, günümüzde sayısı 150’ye yaklaşan mutasyonların tümünü saptamakta yetersiz kalmaktadır” şeklinde konuştu.

Hastalık kimlerde görülüyor, kalıtsal yönü nedir?

Hastalığın genetik olarak (otozomal resesif) anne ve babadan çocuklara geçtiğini ifade eden Doç. Dr. Hasan Ulusoy şunları söyledi: “Anne veya baba FMF hastası olabilir. Ancak bu şart değildir. Anne ve baba tamamen sağlıklı görünse de genetik olarak taşıyıcılık varsa çocukları FMF hastası olabilir. Yine yakın akrabalarında FMF hastalığı olanlarda da FMF görülme riski yüksektir. FMF geni taşıyan herkes hasta olur mu? Hayır. İnsanlarda her genden bir çift bulunur. Bu genlerden birinde hastalık var ancak diğeri sağlamsa kişi hasta olmaz ve taşıyıcı (heterozigot) olarak adlandırılır. Genlerin ikisi de hastalıklı ise bu durumda kişi hasta (homozigot) olacaktır. FMF gibi genetik hastalıklar, hamileliğin 11. haftasından itibaren alınan fetal örneklerden elde edilen DNA analizleriyle tespit edilebilmektedir. Ancak FMF tedavi edilebilir bir hastalık olması ile diğer genetik hastalıklardan ayrılır. Bu nedenle gebeliğin sonlandırılmasına gerek olmadığından günümüzde FMF için prenatal tanı uygulanmamaktadır.”

Hastalık tedavisi

Dr. Ulusoy şöyle devam etti: “FMF hastalığını vücuttan tamamen yok eden bir tedavi yöntemi yoktur. Kullanılan en etkili ilaç kolşisindir. Bu ilaç kullanıldığı sürece etkili olur. İlacı bırakanlarda hastalık tekrar başlar. Bu nedenle kolşisin tedavisine ömür boyu devam edilmelidir. Tedaviye düzenli devam etmeyenlerde yıllar içerisinde amiloidoza bağlı olarak böbrekler hasar görür. Hasta böbrek yetmezliğine girer ve diyaliz hastası olarak yaşama devam etmek zorunda kalabilir. Böbrek hasarı gelişimi açısından hastalar düzenli olarak takip edilmelidir. Böbrek yetmezliğinden korunmanın tek yolu ömür boyu kolşisin kullanmaktır. Şikayetleri kolşisin ile kontrol altına alınamayan hastalarda ise alfa-interferon (roferon), etanercept (enbrel), infliksimab (remicade/remsima), anakinra (kineret) ve canakinumab (ılaris) gibi tedaviler denenmektedir. Bu yeni ilaçların hepsi kolşisin ile birlikte kullanılan enjeksiyon yani iğne şeklinde yapılan ilaçlardır.”

Hastalığın yaşam tarzına etkisine değinen Doç. Dr. Hasan Ulusoy açıklamasını şöyle tamamladı:

“Stres ve aşırı fiziksel yorgunluk atak sıklığını arttırabilir. Bu nedenle stres ve aşırı yorgunluktan kaçınılmalıdır. Hastalığın diyet ve beslenme ile ilişkisi gösterilememiştir. Ancak kolşisin kullanımına bağlı olarak laktoz intoleransı gelişebilir. Bu durumda laktoz içeren besinler karın ağrısı ve hazımsızlığa neden olabilir. Bu hastalara laktozsuz diyet önerilir.

İlaçlar dışında kullanılabilecek bitkisel ürünler var mıdır? Bu hastalığın tedavisinde etkinliği ve güvenilirliği tıbbi olarak gösterilmiş bitkisel bir ürün yoktur. Tedavide kullandığımız kolşisin karaciğer fonksiyonlarını bozabilmektedir. Kolşisinle birlikte kullanılacak bitkisel ürünler karaciğer fonksiyonlarını daha da olumsuz etkileyebilir. Bu tarz bitkisel destek ürünleri kullanan hastalar sık aralıklarla kan testleri yaptırmalıdır.”

Bir önceki yazımız olan Tekkeköy’de referandum mitingi başlıklı makalemizde Bilim Teknoloji, Borsa ve Döviz hakkında bilgiler verilmektedir.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir